Kıskançlık

Aşk bir yumak haline gelip boğazına sarılıverir insanın bazen. İşler çözülmez haldedir ve bu kördüğüm insanı istemediği şeyler yapmaya zorlar çıldırırız. Birbiri ardına yapılan yanlışların en büyük nedeni ise kaybetme korkusudur. Bu korku bir kez girdi mi insanın yüreğine o andan sonra akıl ve mantık sürgüne gönderilmiş iki mahkuma dönüşüverir birden.



Siz aşkınıza sahip çıkmaya çalıştıkça o kördüğüm giderek büyür ve bir süre sonra yumağın ipleri boğmaya başlar. Kurtulabilmek için çırpındıkça bir başka canavarın, kıskançlığın ellerine teslim olursunuz.

Öyle bir canavardır ki kıskançlık, beraberinde tedirginliği, endişeyi ve huzursuzluğu da getirir. Beyni böcek gibi kemiren soruların başlıca kaynağı da kıskançlıktır. Terk edilme ihtimaliniz çoğaldıkça sorular artar. Kesin ve net yanıtı yoktur hiçbir sorunun. Onun bir başkasıyla olabilme ihtimalini, bir başkasıyla sevişebilme ihtimalini düşünmek, uykusuz gecelerin, verimsiz günlerin habercisidir.

Mantık ve akıl sürgündeyken sizi terk etme ihtimali olan sevgilinin her davranışı, her sözü sadece ve sadece kıskançlık süzgecinden geçirilecektir.

Bir zamanlar minik oyunların, aşka katılan tadın sebebi olan kıskançlık, sevgiliye düşmanlık duymanıza neden olacaktır artık. Ve düşmanlık insanın içindeki şiddeti körükleyecektir elbette.

Kıskançlık ateşini bastırmaya kalkmak, başka şeylerle ilgilenir gibi görünmek bataklıktan çıkmaya çalışan insanın hareket ettikçe çamura daha da gömülmesine benzer. Yanlış, yanlış üstüne eklenir.Mantık ve aklın ardından benlik ve kişilik de çıkar sürgüne. Siz sevgiliyi kaybetmeme uğruna değişmeye çalıştıkça yüreğinizdeki huzursuzluk sizi yerinizde bir dakika bile oturamaz hale getirir. Üstelik değişmek uğruna yapılan hatalar sevgiliyi kaybetme ihtimalini daha da güçlendirir.

Kıskançlığa tamamen teslim olmuşsunuzdur artık. Bu noktaya nasıl geldiğinizi hatırlamazsınız bile. Hangi olay, hangi kişi neden olmuştur bir önemi de yoktur artık. Şiddet yavaş yavaş kendini göstermeye başlar.

Kendinize ya da ona zarar verme duygusunun kıyısında dolaşıp durursunuz.

Bu duygudan kurtulmanın tek yolu, bütün bunlara konu olan sevgiliden kurtulmaktır. O sevgilinin diktiği ama üzerinize tam oturmadığını bildiğiniz halde giymekte ısrar ettiğiniz aşk giysisini çıkarmanın zamanı gelmiştir. Bu tutsaklığı yaşamaktansa kar altında çıplak kalmak çok daha iyidir. Ve elbette, üzerinize tam oturan bir giysi, bir yerlerde sizi beklemektedir...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sen

Senin varlığındı kalbimin kapılarını açan, sendin anahtarı kalbimin. Ne kelimeler yeter anlatmaya, ne de kağıt kabul eder kalemden dökülenleri. Sadece yaşadığım anlardan kalan anılarım yetebilir seni anlatmaya…



Aşk yok, aşka inanmam dediğim anlarda çıktın karşıma. Önce gülüşündü seni bana çeken, sonrasında o gülüşün altındaki yaralı yüreğin…

O gün, hani seni gördüğüm ilk gün; tren istasyonunda yağmur altında saatlerce oturduğumuz ilk gün. Sözde tren beklerken onlarcası geçip gitmişti de aldırmamıştık. Yağmur bedenimi ıslatırken, her damlada bir kat daha sana aşık olduğum gün… Yaşama döndüğüm, aşkın varlığının kanıtını gördüğüm gün…

Ve sonra…. Sonu olmayan bir yaşam içinde asla gecesi olmayan bir gün gibi doğdun hayatıma. Oysa senden once “yağmurlar bile isyan ederdi akıttığım yaşlara onlar bile benim kadar ağlayamazdı”. Ya bu ben değilim, yada zaten ben bende değildim… Hayallerde yaşatılabilirdin, bir rüyada yer alabilirdin, belki de bir masal karamanı olabilirdin ama benim olamazdın...

Sen gideli iki gün oldu.. Asırlara bedel iki gün.. Ellerim ceplerimde caddelerde yürüyorum. Birlikte dinlediğimiz şarkılar kulağımda. Ya da odama kapıyorum kendimi, görmek istemiyorum senden başkasını. O kadar çok alışmışım ki sana. Senin üzerine kurulmuş tüm hayallerim. Sen gittin, ben bittim, hayallerim yok artık geleceğe dair...

Bil ki; içimde her zaman sıcacık kanayan bir yara olarak kalacaksın. Sana istediğim zaman söyleyemeyeceğim belki sevgimi ve ulaşamayacak uzattığım ellerim ellerine. Ama ne olursa olsun sana olan sevgim her an artarak yaşayacak bende." ......

İşte bitti; “Vazgeçtim Senden” ve belki de seninle birlikte kendimden…

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ben Maviyi Sende Buldum...

Sen...Yüzümdeki gülüşlerin,ellerimdeki terlemenin,yüreğimdeki deli atışın sebebi...Her gece uykum,her sabah güneşim.Yıldızım,ay'ım,akan kanım.Bitmeyen masalım.Bahçedeki çiçeğim,çiçekteki rengim.Gökyüzüm,denizim,mavim sen...
Sevdamın adresi,aşkımızın menzili,içkimdeki tat,yaşadığım hayat sen...Sebebim,niyetim,geleceğim,geçmişim,bilinmezliğim,belirsizliğim,kararlılığım,kararsızlığım sen...Bitmez yolculuğum,sonsuzluğum.Sen,gözüm,elim,yüreğim.Bebeğim sen...
Hani gidecek olsan,yollarına sererim tüm kır çiçeklerini.Bilirim basamazsın çiçeklere de yine kalırsın benimle.Üzülecek olsan,içim erir,kalırım öyle.SENİ ÜZEN BİŞEY BENİ BİN ÜZER İNAN.Kırıyorsam seni,bu benim dengesizliğimdendir,şaşırmışlığımdandır. Kendimle kavgalıyım ben.Bir yanım sana tutkun,bir yanım çok bencil.Kayboluşlara vuruyorum kendimi,seni üzdüğümü bilmeden.Her kayboluşum yara açıyor sende biliyorum.Ah ben,nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen...Bakma bana birtanem,içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme bunlarla.Seviyorum diyorsam seni,öyle.Gereğinden fazla 'erkeğim'bazen,bağışla...
Seni bilirim ben,bir tek seni.Seni söylerim,seni duyarım her yerde ve her zaman.Sensiz olmaya gücüm yok artık,sensizliğe katlanmak benim harcım değil.Seni her şeyinle,ay parçası yüzünle,duruşunla,gülüşünle,bakışınla,konuşmanla,çocukluğunla,olgunluğunla,kızgınlığınla,şaşkınlığınla,

güçlülüğünle,zayıflığınla kabul etmişim bi kere.NE DEĞİŞ,NE DE DEĞİŞTİR BENİ.Biz böyle sevdik birbirimizi.Seni sen yapan ne varsa kabulümdür hepsi.
Seni özlemek diye bir şey de var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki...YOKLUĞUNU YAŞAMAYI BECEREMİYORUM,ÜZGÜNÜM.İçimdeki o 'fazla erkek'yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum.Katlanamıyorum anla,sensizliği 'yok' hükmünde sayıyorum.Sensizlik diye bir şey yok,öyleyse sensiz kalmak da yok.
Şimdi hangi denizin kıyısındaysan,hangi göğün altındaysan önce o sonsuz maviliğe sonra da başını yukarı kaldırıp yıldızlara bak.Aşkımı,yüreğimi,içimdeki seni mavilere yükleyip gönderiyorum,tut onu.Tut ve bırakma...Ben maviyi sende buldum,beni BAŞKA RENKLERLE KANDIRMA...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aşk ve Zaman...

Bir zamanlar bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış.
Mutluluk,üzüntü,bilgi,aşk ve tüm diğerleri.
Bir gün adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş.Bunun üzerine hepsi
adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar.Adada en son kalan aşk olmuş.
Çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, aşk yardım istemeye karar vermiş.
''Zenginlik'' çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş. Aşk:
''Zenginlik beni de yanına alır mısın diye sormuş?'' diye sormuş.
''Hayır alamam'' demiş Zenginlik.''Teknemde çok fazla altın ve gümüş var,
senin için yer yok.''

Aşk çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş.''Kibir lütfen bana yardım et.''
''Sana yardım edemem aşk.Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin'' diye cevap vermiş Kibir.

Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk ondan da yardım istemiş:
''Üzüntü izin ver seninle geleyim.''
''Off Aşk!.. O kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.'' demiş.
Mutluluk da yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını
duymamış bile.

Birden arkalardan bir ses:
''Gel Aşk.Seni yanıma alacağım...''
Bu Aşk'dan daha yaşlıca birisiymiş.AşK o kadar şanslı ve mutlu hissetmiŞ ki
kendisini, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiŞ. Yeni bir
kara parçasına vardıklarında kendisine yardım eden yoluna devam etmiŞ.
Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
''Bana yardım eden kimdi?''
''O, ZAMAN'DI'' diye cevap vermiş Bilgi.
''ZAMAN MI? Neden bana yardım etti ki?'' diye sormuş, Aşk.
Bilgi gülümsemiş ve
''Çünkü AŞK'IN ne kadar büyük olduğunu sadece ZAMAN anlayabilir.'' demiş...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Taziye

Çocuklara söz verdiğim gibi geçen hafta annesi ölen Melek'in taziyesine gittim bugün.Sınıfın yarısından çoğu arkama takıldı ve taziyeye gittik.Teklif aslında erkek öğrencilerimden geldi ama ben zaten gideceğimi ve beraber gidebileceğimizi söyledim, sevindiler...Bugün bir öğretmenimize daha söyledim aslında, beraber gidelim diye ama işinin olduğunu söyleyince ben, kararlaştırdığım gibi çocuklarla gittim.11:20 de dersten çıktık, 11:35 te servisim geliyordu.Araştırdığıma göre taziye 5 dk sürerdi, taziye çadırı da yola yakın olduğu için servise de geç kalmam diye düşünmüştüm.Ve yola çıktık.Okuldan çıktıktan sonra çocuklara, taziyeye bir şey götürülüp götürülmediğini sordum.Bana küp şeker götürüldüğünü söylediler.Bende bir kutu küp şeker aldım.Taziye evine gittiğimde beni kapıda karşıladılar, çok sıcak davrandılar.Halimden ve arkamdakilerden öğretmen olduğumu anladılar ve taziye çadırına buyur ettiler.İçeride plastik sandalyeler ve ortada soba vardı.Lise öğrencisi oldukları belli olan 8-10 öğrenci de sol tarafta oturuyorlardı.Ben ve öğrencilerim sağ tarafa oturduk, küp şekeri de sehpanın üzerine bıraktım.Hemen çay servisi yaptılar.Ben o zaman, neden küpşeker götürüldüğünü anladım!Bir tepsi küp şekerle servis yaptılar.Çayımızı bitirmeden ben kalkmak istedim, çünkü servisim gelmek üzereydi ve aşağıdaki bayanların bulunduğu taziye evine de gitmek istiyordum, aslında Melek'i görmek için!Ama beni bırakabileceklerini ve yandaki çadırda yemek yememi söylediler, ısrar edince bende ne olursa olsun dedim yemek yedim.İçeride epey yemek yiyen vardı.Benim 7-C'deki öğrencilerimde -Melek!in Abisi- orada yemek yiyordu.Kalktı ve hoşgeldiniz öğretmenim dedi .Fakat yüzünde üzüntü belirtisi bile yoktuBu durum çok ilginç geldi bana!Aklımdan binbir türlü sorular geçiyordu, acaba bu kadar insanın gelmesi mi acısını azaltmıştı?Ya da annesinin ölümüne üzülmemiş miydi?Ya da televizyonlarda gördüğüm ya da kitaplarda okuduğum gibi töre cinayetine mi kurban gitmişti de insanlar bu kadar normal davranıyorlardı?Bunun cevabını yemekten sonra kapıya kadar beni bırakan Melek'in amcasından öğrendiğimi düşünüyorum.

Yemekten sonra beni YİBO'ya bırakmak için ısrar etti.Arabasına öğrencilerimle beraber bindik ve kendisinin Melek'in nesi olduğunu sordum.Amcası olduğunu ve aynı zamanda AKP İlçe Başkanı olduğunu söyledi.İsmini de söyledi ama hatırlamıyorum şimdi.Ölüye üzülmemelerini Melek'in amcasından öğrendiğimi düşündüğümü söylemiştim.Melek'in amcası bir kaç kez "ne yapalım hocam kader böyleymiş, gitmese de burada ölürdü, kaderden kaçılmaz" vb laflar etti.Ve ayrıca Melek'i de görsek iyi olurdu gibi laf edince ben, yarın okula göndericem dedi.Yani bayanların taziye evine gitmemi istemiyordu, bana öyle geldi.Bende bu konuyu açmadım bir daha ve yarın okula gelirse iyi olur dedim...Bu taziye geleneğinin çok güzel bir durum olduğunu ve bu geleneklerinin devam etmesini temenni ettim.Böylece aramızda sıcak bir sohbette başlamış oldu.Davranışlarıyla zaten Dargeçitliden daha kültürlü ve arabasıyla da hali vakti yerinde biri olduğunu belli ediyordu.Neyse arabasıyla beni YİBO'ya götürdü, sıcak bir sohbetten sonra indim ve arkama baktığımda çocuklar arabaya binmenin mutluluğuyla bana el sallıyorlardı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::